
Dalaman ve Göcek arasında bir gecede bin hektardan fazla kızılçam ormanı ile birlikte milyonlarca can yok oldu. Zarar gören eko-sistemin doğal olarak yenilenmesi yüzlerce yıl alacak. Kaybımız ve acımız çok büyük. Halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz.
Bu felaket, ülkemizde yaşadığımız, aslında insan odaklı “doğal” felaketlerden yalnızca bir tanesi. Ne yazık ki, bu tür felaketlerin yaşanma sıklığı son yıllarda büyük bir hızla artıyor. Muğla Çevre Platformu MUÇEP olarak kamuoyunun dikkatini tüm dünyanın ortak sorunu olan iklim değişikliğine ve bunda sorumluluğu olan hükumet politikalarına çekmek istiyoruz.
Bu felaketlerle baş edebilmek için var oluş nedenimiz olan doğaya hunharca saldıran politikaların derhal değiştirilmesi gerektiği artık doğanın dayattığı bir gerçekliğe dönüşmüştür. Muğla Çevre Platformu olarak bu konuda görüşlerimizi ve önerilerimizi paylaşmak istiyoruz:
-Orman yangınları ile daha etkin mücadele için, bu felakette de bir kez daha çok net bir eksiklik olarak ortaya çıktığı gibi, mutlaka gece görüş donanımı olan yangın söndürme uçak ve helikopterleri alınmalıdır.
-Gelişmiş devletlerde olduğu gibi, yaz mevsiminde yaz tatili ile insan yoğunluğunun arttığı tatil bölgelerimizin ormanlarında, dağlarda en yüksek noktalarda sürekli nöbetçi ve gözlemciler çalışmalı ve en küçük bir duman gördüğü zaman hemen acil yardım ekiplerine haber vermelidir ki, orman yangınları büyümeden, yayılmadan söndürülebilsin. ***
-Hükümetin orman, kıyı ve doğal sit alanlarını sermaye aracı olarak görmesi, torba yasa adı altında sürekli bu doğrultuda yasal düzenlemeler yapması sonucunda doğa koruma alanları hızla tahrip edilmekte, kasti orman yangınları çıkarılıyor ve sonra da kaçak yapılaşma artıyor.
Doğayı tahrip eden yasal düzenlemelerden derhal vaz geçilmeli; orman, tarım, mera ve kıyı alanlarının maden, inşaat, enerji ve turizm yatırımcılarına peşkeş çekilmesine son verilmelidir.
Doğal Sit Alanlarının koruma derecelerinin düşürülmesinden, imar barışı, imar affı adı altında yağmalanmasından derhal vaz geçilmelidir.
-Koruma kullanma dengesi” denilerek Doğa Koruma Alanlarının kontrolsüz şekilde kullanıma açılması dengenin hep insan kullanımı yönünde bozulmasına yol açmakta, aşırı insan baskısı bu tür felaketlere davetiye çıkarmaktadır. Doğa koruma alanları için ekolojik taşıma kapasitesi net olarak belirlenmelidir.
-Yanan orman alanlarının eko-sisteminin yenilenmesi için her türlü tedbir alınmalı, daha önce birçok örnekte gördüğümüz gibi bu alanların imara açılması mutlak surette engellenmelidir.
-İklim değişikliğini tetikleyen fosil yakıt kullanımından derhal vazgeçilmeli, termik santraller kapatılmalı, enerjinin verimli kullanılması için politikalar geliştirilmeli ve enerji üretiminde doğaya olumsuz etkisi en az olan enerji kaynaklarına yönelinmelidir.
-Toplum kesimlerinin en geniş katılımı ile en kısa zamanda ekolojik odaklı yeni bir anayasa hazırlanmalıdır.
Her ne kadar bu yaşadıklarımıza insan türü olarak “felaket” adını veriyor olsak da, artık bu felaketlerin doğanın güçlü yok oluş çığlıkları olduğunun bilincine varmamız gerekiyor.
Bu bir beka sorunudur. Bu ekolojik kayıplar, yaşadığımız coğrafyadan bağımsız olarak, insanlık da dahil olmak üzere tüm canlıların, dünyanın ortak beka sorunu haline gelmiştir.
Tüm halkımıza, basına, hükumet yetkililerine, milletvekillerine ve yerel yöneticilere saygılarımızla duyururuz…
MUĞLA ÇEVRE PLATFORMU – MUÇEP
11.07.2019
![]()
