YENİ ADLİ YIL BAŞLADI

 

Sayın Başsavcım,Sayın Adalet Komisyonu Başkanım,Sayın İdare Mahkemesi Başkanlarım,Ülkemizde adalet arayan insanımızın son sığınağı, devletin temeli adaleti gerçekleştirmek için tüm imkansızlıklara rağmen var gücüyle ve büyük bir özveriyle çalışan adalet dağıtıcısı, arayıcısı, savunucusu değerli Hakim, Savcı ve Avukat meslektaşlarım,

Adaletin insanımıza umut olmasına yardım eden, adaleti bulmamıza katkı sunan değerli çalışma arkadaşlarım, Daire Müdürlerim,Basınımızın çok değerli temsilcileri,Yeni bir Adli yıla giriyoruz.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi, yine aylardan Eylül ve biz yine bir yeni adli yıla giriyoruz.

Ancak bu kez eskisinden çok daha farklı bir Adli Yıla başlıyoruz. Neden mi,16 Nisan 2017 tarihinde kabul edilen yeni Anayasamızın iki maddesi dışında yürürlüğe girişi, yapılacak ilk seçimlere bırakılmış ve bu ilk seçimlerde 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşmiştir.

16 Nisan’ da yapılan referandum ile kabul edilen yeni Anayasa, 24 Haziran 2018 seçimleriyle birlikte ve tüm maddeleri ile yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Bu adli yıl işte bu yeni Anayasa ile gerçekleştireceğimiz ilk tam Adli Yıl olacaktır.

Yeni uygulamaya giren Anayasamız ile, Ülkenin yönetim biçimi değişmiş, siz adına ne yakıştırmalar yaparsanız yapın, dünya siyasi Literatüründe ismi çoktan almış bulunan BAŞKANLIK SİSTEMİNE  geçilmiştir.

Elbette Başkanlık Sistemi de bir yönetim biçimidir ve bu sistemle yönetilen demokratik ülkeler vardır.

Bu ülkelere dikkatlice baktığımızda, Başkanlık Sistemini demokratik kılan ilkelerin sıkı sıkıya sistemde yer aldığını ve ödünsüz uygulanması ile yönetimin demokratik kılındığını görüyoruz.

Bir sistemi ve pek tabi olarak başkanlık sistemini de demokratik kılan temel unsur, Kuvvetler Ayrılığına sıkı sıkıya ve yürekten bağlılıktır.

Oysa bizim yeni Anayasamızda, Kuvvetler Ayrılığı ortadan kaldırılmış, tamamını Başkan’ın tek seçici sıfatıyla belirlediği milletvekillerinden oluşan parlamento çoğunluğu ve bu çoğunluğun elde edilebilmesi için Başkan ve milletvekili seçiminin aynı tarihte yapılması,

Parlamentonun iradesine başkanın mutlak sayılabilecek VETO yetkisi ve dahi BAŞKAN’ a otomatik bütçe tanınması ile işlevsizleştirilen bir parlamento yaratılmış, yasama adeta Başkanlık sekretaryasına dönüştürülmüştür.

Ayrı tutulması ve korunması gereken kuvvetlerden Yargı bölümünde ise Anayasamız,

Anayasa mahkemesinin bir kısım üyelerini doğrudan, bir kısım üyelerini de dolaylı olarak, ama tamamının başkanın atamasına tabi tutulmuş olması, Anayasa yargısının hem görünüşte, hem de içerikte tarafsız ve bağımsız davranamayacağı kanaatinin oluşmasına neden olmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin ve Kanunların Anayasa’ya uygunluk denetimlerinde şimdiden ciddi kaygılar bulunmaktadır.

Zamanın bu kaygıları yenmesini, tarafsız ve bağımsız bir yargılama ürünü kararlar görmek arzusunda olduğumuzu şimdiden ifade etmek isteriz.

Anayasa yargısı dışında yer alan yargı yapılanmasının en üst bölümünü oluşturan Hakimler ve Savcılar Kurulu, isminde yer alan yükseklikten de arındırılarak, başkan tarafından doğrudan ya da dolaylı ama, tamamı başkan tarafından atanan kişilerce oluşturulmuştur. Bu kurulun başkanının doğal bir sahiplenme ile Adalet Bakanı olması, başkanlık vesayetinin sadece kurulun atamasıyla sınırlı olmayacağı, kurul iş ve işlemlerinde, idari tasarruflarında başkanın ve kabinesinin vesayeti altında çalışacağını kanıtlamaktadır.

Yargının en üst kurumlarının özetlenen bu yapısı, bizlerin burada, tarafsız ve bağımsız bir yargı sonucu adalet oluşturma çabalarımızı dahi yok edici bir etki oluşturmaktadır.

Ülkemizde sizler gibi bir çok değerli hukukçu adaletin hiçbir etki altında kalmadan, adil kararlar oluşturması için çaba sarf ediyor ve sizlerin özverili çabalarıyla halen adalet devlete temel oluşturmaya devam ediyor ise de;

Anayasamızın bu yapısı, konuyla ilgilenen tüm dünya ülkeleri tarafından yakinen bilindiğinden;

Almanya,  vatandaşının tutukluluğunun sonlandırılmasını, Amerika, rahibinin serbest bırakılmasını, adaletten değil, ülke başkan ve yöneticilerinden talep edebilmektedir.

Kuvvetler Ayrılığı, yanlış da olsa, gerçekte öyle işlemeyecek bile olsa, bir kuvvetin diğer bir kuvvete hükmedilmesi görüntüsünden dahi uzak tutulması gereken önemli bir niteliktir.

Kuvvetler Ayrılığı prensibi siyasi bir ilkedir. Ancak Kuvvetler Ayrılığını ülkesi için istemek, siyaset yapmak değil, ülkesini sevmektir.

Kuvvetler Ayrılığı prensibinin hukuka etkilerini ortaya koymak, ülkesini seven hukukçuların en doğal ve zorunlu ödevidir.

Bir kez daha söylemek istiyorum.  Kuvvetler Ayrılığını istemek siyaset yapmak değil, ülkesini sevmektir.

Bu ilkeye hayat verip işletmek ise, ülkesini seven her yöneticinin birinci vazifesidir.

Kuvvetler ayrı olmadığının görüntüsünün dahi ülkemize nasıl sıkıntılar yarattığını, etkilerinin sadece hukuki olmayıp aynı zamanda ekonomik ve sosyolojik olduğu, içinde yaşamakta olduğumuz bu günlerde çok net görülmektedir. Bize düşen, bu zararlandırıcı etkiden derhal kurtulmak , kuvvetlerin ayrılığını gerçekleştirerek güçlendirmektir.

İşte tüm bu yeni yapılanma içinde , devletimizin kurum ve kuruluşları yeniden oluşturulduğu bu günlerde , bize, insanımıza ve  özellikle adaletimiz ile hukukumuza zarar verecek unsur ve algılardan kaçınmamızı, bunun için yeni düzenlemeler ve önlemler oluşturulmasını talep ediyoruz.

Evet, işte bu nedenle ve “ bu defa başka “ dedirten bir dönemde yeni bir Adli Yıla giriyoruz. Görünen o ki işimiz zor, hem de gerçekten çok zor olacak.

Bizim başka bir ülkemiz yok. Biz burada doğduk, burada yaşıyor ve burada çalışıyoruz. Buradan gitmeye de hiç ama hiç niyetimiz yok. Öyleyse zoru başarmak, zorluklara rağmen adalet yaratmak zorundayız.

Yeni Adli Yılın tüm zorluklara rağmen adalet yaratılıp, adalet dağıtıldığı bir yıl olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Av. Cumhur UZUN

Muğla Barosu Başkanı

Yorumlar (0)
Yorum Ekle